20 Ekim 2008 Pazartesi

AÇTIRMA KUTUYU, SÖYLETME KÖTÜYÜ…

Başkalarını ne kadar yerin dibine sokup kötülerse, en seçmece küfürlerden ne kadar köşesine yığarsa, ekranlarda en tafralı haliyle, parmağını gözümüze sokarcasına birilerini ne kadar aşağılarsa o kadar “temiz”, o kadar “iyi” görünebileceğini sananlar var. Bunları okudukça, izledikçe gülesim geliyor. “Ya sabır” çekip, “açtırmayın kutuyu, söyletmeyin kötüyü” diyorum…
Hangi taşı kaldırsak altından ille de “bir gasteci”nin çıktığı zamanları yaşıyoruz. Bir kirlenmişlik, pörsümüşlük, tükenmişlik hali ki, sormayın gitsin. Ama olayın en trajik yanı, “yediği naneler” her yerleri tırmalamışken, cengaver kesilenler.
Etik dediniz mi, onlardan soruluyor.
Karşı tarafın patronu onların ellerinden ve dillerinden kurtulamıyor.
Bütün kirlilikler, pespayelikler nedense onlara göre hep karşı tarafta oluyor.
Karşı tarafı ne kadar çok kirletirlerse, o kadar “sütten çıkmış ak kaşık” görüntüsü vereceklerini sanıyorlar.
Bu “moda” giderek yayılıyor ve sayıları hızla artan “cengaverler” bizi salak yerine koyuyorlar.
Sabah’a gidip bir gün sonra cayan ve “kürkçü” dükkanına geri dönen ahkamcı, bastırdıkça bastırıyor. Yazdıkça yazıyor. Peki bugün Sabah’ta olsaydı ne yapacaktı? “Hal ve gidişine” bakınca hiç duraksamadan, “ tersini yapacaktı” notunu veriyorsunuz.
Bir diğeri, üzerine hiç vazife olmayan ahkama sıvanarak, “Aydın Doğan Grubu'nun CNN 'si ve öteki yayın grupları ‘İkinci Cumhuriyetçi’ döneklerin kuşatması altında. Emin Çölaşan kovuluyor, ‘Brüksel lahanası’ ise baş tacı ediliyor...” diyor, “Yalan mı ?” diye de soruyor.
Bir başka yazısında da, sözüm ona eleştirdiği gazeteciyle ilgili, “… döneklerin şahıdır! Aynanın önüne geçip, dilini çıkarıp bir baksa ne görecektir? Nasırlaşmış bir dil!”
Bu kadarına pes doğrusu.
Bakıyorsunuz, araştırıyorsunuz bu “zatı muhteremin” dönek dediklerinin büyük çoğunluğu eski çalışma arkadaşları. Hepsi dönek, bir tek o değil…
O köşeler sanki birilerini küfre boğmak, aşağılama meydanı.
Hepsi de yazdıklarının “gerçek”in en hası olduğunu savunuyor.
Sahi, nedir bu gerçek.
Rastlantıya bakın, oğlumun doktora tezinin de konusu gerçek.
O, fazla bilimsel takılıyor.
Bana göre en güzel tanımı, geçende 60.Emmy Ödül Töreni’nde yapıldı.
The Amazing Race ile en iyi reality show ödülünü kazananlar, sahneye doluştular. İçlerinden en yaşlı olanı teşekkür konuşmasının sonunda, izleyicilere işte bu soruyu sordu: “Gerçek nedir?”
Öyle ya, “reality show” yapan biri için en anlamlı soru.
Sonra yanıtını da kendi verdi:
“Karşınızdakini inandırmayı başardığınız şeydir gerçek.”
“Vay anasını” dedim kendi kendime.
Demek bizim “köşeciler” kasılmakta haklıymış.
Ama bir ince nokta vardı; “inandırmayı başardığınız”.
Onlar başardıklarını sansa da, bereket, biz ne denli başarısız olduklarını biliyoruz.
Yoksa kasıla kasıla, “açtırma kutuyu, söyletme kötüyü” diye hava atmaya kalkışır mıyız?

Hiç yorum yok: